ENDİŞE

Çoğumuz sonunun nasıl biteceğini bilmediğimiz durumlarda kaygılanmaya başlarız: Geriliriz, tereddüt ederiz ve bir ya da birkaç sebepten ötürü rahatsızlık duyarız. Lakin kaygılarımızın altında yatan nedenleri incelediğimizde aslında onların geleceği kontrol etme ihtiyacımızdan doğduklarını anlarız. Duyduğumuz kaygılar endişelenmemize, gerilmemize, tereddüt etmememize ve çeşitli durumlarda rahatsızlık duymamıza yol açar.


Peki ama kaygı dediğimiz şey tam olarak ne? Kelimenin tam anlamına bakacak olursak rahatsızlık duymayı, bir talihsizliğe uğramayı veya engelle karşılaşmayı bu şeyler daha olmadan beklemek. Kaygımızın kökünde geleceği bilememek değil onu kontrol edememek yatar. Genellikle henüz olmamış şeyler yüzünden kaygılanırız. Kimimiz başarısız olmaktan, bir kayba uğramaktan veya sosyal statümüzün değişmesinden korkar, kimimizse sağlığını ve sıhhatini kaybettiği için kaygılanır. Geleceğe dair şüpheye düştükçe kaygılanmamız gayet normal olsa da her günümüzü kaygı içinde geçirmek bizi duygusal açıdan paralize edebilir ve yüksek tansiyon, zayıf bir bağışıklık sistemi, panik ataklar, saplantı zorlantı bozukluğu veya çeşitli fobiler gibi sorunlar yaşamamıza yol açabilir. Kabul, arada sırada hepimiz kaygılanırız: Bu gayet normal ama kaygımızın ne kadar devam ettiğine dikkat edip etkilerini limitlemek için kaynaklarını anlamaya çalışmalıyız.


Farkındalık meditasyonu pratikleri doğaları gereği kendimizin farkında olmamızı sağlarlar ve böylece korkularımızı, özgüvensizliklerimizi ve duyduğumuz rahatsızlıkları etüt edip gerçekliğimizde onlara bir yer olup olmadığına bakmamızı sağlarlar. Pratiklerimizde geleceklerimizi gerçekten kontrol edip edemeyeceğimiz üstüne düşünüyoruz. Hayatımızı kontrol etme, önceden planlar yapıp talihsizliklerden, kötü sürprizlerden kaçınma arzumuzu gözlemleyip bu arzunun hem aklen hem de fiziken ne kadar elverişsiz olduğunu görüyoruz. Bu sayede kaygılarımızın altında yatan kaynaklarla doğrudan etkileşime geçip onların üstümüzdeki olumsuz etkilerini azaltabiliyoruz.